Makale19:55, 29 Ağustos 2025
Türkiye’de Feminizm ve Femisid

Türkiye’de kadınların statüsü, Mustafa Kemal Atatürk’ün iktidara gelmesinden sonra büyük ölçüde değişti. Atatürk, 1923 yılının Ekim ayında Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmayı başardı.
Ülkeyi yönetirken Atatürk, İslam gelenekleriyle kısıtlanmış kadınları göz ardı etmedi. O, kadınların özgürleşmesini, toplumun gelişimi ve modernleşmesi için önemli bir koşul olarak teşvik etti.
Atatürk reformları, kadınlara daha önce sahip olmadıkları pek çok hakkı verdiler. Osmanlı İmparatorluğu’nda yürürlükte olan şeriat (İslam hukuk sistemi) yerine, İsviçre modeline dayalı bir medeni kanun kabul edildi.
Bu, Türkiye’nin din temelli hukuk sisteminden modern bir medeni hukuk sistemine geçişini sağladı. Sonuç olarak, kadınlara aşağıdaki haklar tanındı:
1. Kadınlara, yönetim organlarında seçme ve seçilme hakkı verildi. 1935 yılında Türkiye parlamentosunda 18 kadın milletvekili bulunuyordu. Bu arada, Türkiye’de kadınlar tüm seviyelerde seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
2. Kadınlara eğitim hakkı tanındı. Üniversitelerde öğrenim görmelerine ve mesleki eğitim almalarına izin verildi. Bunun sonucunda, Türkiye’de kadın okuryazarlık oranı 2020 yılında %95’e ulaştı. Oysa 100 yıl önce, 1920’lerde, bu oran Türkiye’de yalnızca %10 civarındaydı.
3. Kadınların yargı sisteminde, akademik alanda ve idari görevlerde çalışmasına izin verildi. Örneğin, 1933 yılında İstanbul’da ilk kadın hâkim atandı.
4. Kadınlar, evlilik, boşanma ve miras konularında yasalarla eşit haklar elde etti.
Bu kadın özgürleşmesi, devlet feminizmi olarak tanımlandı. Aslında bu, durumu doğru bir şekilde yansıtıyordu çünkü gerçekten de devletin himayesi ve kararlılığı söz konusuydu. Ancak diğer yandan, “devlet feminizmi” bağımsız veya özel nitelikteki kadın hareketlerini ve çeşitli protestoları bastırmak için bir sopa haline geldi. Devlet, feminizm alanını tamamen ele geçirmiş ve hatta kadınların çıkarlarına yönelik tüm bağımsız hareketleri radikal yöntemlerle dışladı.
Kemalistler döneminde şekillenen bu tuhaf devlet feminizmi modeli, “yukarıdan aşağıya” bir şematik yönelim taşıyordu. Bu, aşağıdan gelen feminist hareketleri kontrol etmek ve sınırlamak için bir araç anlamına geliyordu. Fiilen, Türk yetkililer yalnızca devlet ideolojisine uygun kadın hareketlerini teşvik ediyordu. Başka bir deyişle, kadın, devletin “yetiştirdiği” bir vatandaş olarak görülüyordu, mücadele eden bağımsız bir özne olarak değil. Kadınların gerçek sosyal sorunlarını bağımsız bir şekilde dile getiren cesur kişiler ise devlet karşıtı unsurlar olarak sunuluyordu.
Erdoğan dönemine geldiğimizde, yalnızca bağımsız veya özel feminist hareketlere yönelik baskılar ortadan kalkmakla kalmamış, aynı zamanda femisidin (kadın cinayetleri) kapsamı ve ölçeği de derinleşmiştir. Cinsiyet üstünlüğüne dayalı kadın cinayetleri Türkiye’de neredeyse sistematik bir şekilde artmaktadır.
Türkiye’de faaliyet gösteren “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”nun (KCDP) yayımladığı verilere göre, 2011 yılından itibaren Türkiye’de kadın cinayetlerinin sayısı genel olarak artmıştır.
Örneğin, 2011 yılında 121 bu tür suç kaydedilmişken, sonraki yılların tablosu şu şekildedir:
2012 yılında erkekler tarafından 210 kadın öldürüldü
2013 yılında 237 kadın öldürüldü
2014 yılında 294 kadın öldürüldü
2015 yılında 303 kadın öldürüldü
2016 yılında 328 kadın öldürüldü
2017 yılında 409 kadın öldürüldü
2018 yılında 440 kadın öldürüldü
2019 yılında 474 kadın öldürüldü
2020 yılında 300 kadın öldürüldü
2021yılında 280 kadın öldürüldü
2022 yılında 334 kadın öldürüldü
2023 yılında 315 kadın öldürüldü
2024:yılında 394 kadın öldürüldü
Tüm bunlar, ülkenin liderinin kadınları hedef alan çok sayıda açıklama yaptığı bir ortamda gerçekleşiyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2014 yılının Kasım ayında kadın hakları hakkında konuşurken, kadınlar ve erkeklerin eşit olamayacağını, çünkü bunun doğaya veya Allah’ın yarattığı düzene aykırı olduğunu söylemişti.
Bunun dışında başka bir vesileyle, çocuk sahibi olmayan kadınları hedef alan , Erdoğan,“Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun eksiktir, yarımdır." dedi.
Erdoğan’ın bu sözleri, kadın hakları alanında bir gerileme olarak çok sayıda eleştiriye yol açtı. Ancak ne Erdoğan’ın yaklaşımları değişti ne de cinsiyet temelli şiddetin en aşırı biçimi olan kadın cinayetlerinin felaket düzeyindeki istatistikleri.
NOT
Feminizm
Latince “femina” (kadın) kelimesinden türemiştir.
Kadın haklarını korumayı ve tüm alanlarda kadın-erkek eşitliğini sağlamayı amaçlayan bir hareket ve ideolojidir.
Femisid
Latince “femina” ve “cide” (öldürme) kelimelerinden türemiştir.
Cinsiyet temelli kadın cinayetleri
Bölümün son haberlerİ

Atatürk, kadınların özgürleşmesini toplumun gelişimi ve modernleşmesi için önemli bir koşul olarak teşvik etti.

Ermenistan'da "Zengezur" adıyla bir bölge yok, o bölgenin resmi adı Syunik'tir.

Suriye Kürtlerinin uluslararası aktörlerle, özellikle İsrail’le muhtemel işbirliği ve Türk yetkililerin açık tehditleri, Suriye’de yeni askeri operasyon ihtimalini artırmaktadır.
Alıntı

İranist Begijanyan, Reisi’nin ifadelerini yorumladı: “Ermenistan'a baskı yapılırsa Tahran müdahale eder”
En Çok Okunan
28 Ağustos Hükümet toplantısındaki basın toplantısında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun Ermeni Soykırımı'nın tanınmasıyla ilgili açıklamasına değinen Başbakan Paşinyan bunu belirtti.
Ermenistan Dışişleri Bakanı Türkiye sınırları açmaya hazır olduğunu söyledi.
Ermenistan’da faaliyet gösteren "Bilgili Vatandaşlar Birliği" örgütünün lideri Daniel Ioannisyan sosyal medya paylaşımında Ararat’ta açılan GTB metalurji tesisine dikkat çekti.
Kardashian Instagram sayfasının "story" bölümünde fotoğraflar paylaştı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan belgeyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Takvİm
Anket
Bu yıl Ermenistan ile Türkiye devlet sınırı iki ülke vatandaşları için açılır mı?
Pİyasalar
EUR | TRY | USD |
549.84 | 90.05 | 485.12 |